Hear ve listen farkı: kulağına gelen ile kulak verdiğin
Yayın: · Güncelleme:
Toplantıda biri anlatırken telefonuna bakıyorsun. Sonra “Duydun mu?” diye soruyor. “Duydum ama dinlemedim” demek isterdin. İngilizcede bu cümle iki farklı fiille kurulur: I heard but I didn’t listen. Hear ve listen farkı işte bu cümlede saklı.
Türkçede “duymak” ve “dinlemek” zaten ayrı fiiller. İngilizcede de öyle. Karışmasının sebebi, hear ve listen’ın dilbilgisel kullanımının birbirinden farklı olması ve özellikle listen’ın arkasına gelen küçük to kelimesi.
Hear: kulağa gelen, çaba gerektirmeyen
Hear, kulağının sesi algılaması. Dikkat etmek ya da istemek gerekmez. Ses gelir, sen duyarsın.
I heard a noise in the kitchen. (Mutfaktan bir ses duydum.) Can you hear me? (Beni duyuyor musun?) She heard the news yesterday. (Haberi dün duydu.) I can’t hear anything, it’s too loud here. (Hiçbir şey duyamıyorum, burası çok gürültülü.)
Dikkat edersen hear durum fiili gibi davranıyor. Genelde “I am hearing” demiyoruz; “I can hear” diyoruz. Can ile kullanmak, ses algısı için çok yaygın.
Listen: kulak vermek, dikkat etmek
Listen, bilerek ve dikkatle dinlemek. Burada çaba var.
Please listen carefully. (Lütfen dikkatle dinle.) We listen to music on the bus. (Otobüste müzik dinleriz.) He never listens to his teacher. (Öğretmenini hiç dinlemez.) Listen! Someone is knocking at the door. (Dinle! Biri kapıyı çalıyor.)
Listen fiili nesne alacaksa arkasına to gelmek zorunda. Listen to music, listen to the radio, listen to me. “Listen me” ya da “listen music” cümleleri sık yapılan hatalar.
İkisini yan yana koyunca
Aynı sesi iki şekilde anlatalım.
I heard the song in the shop. (Mağazada şarkı kulağıma geldi, istemeden.) I listened to the song three times. (Şarkıyı üç kez dinledim, bilerek.)
Birincisi tesadüf, ikincisi seçim. Farkı anlamanın en kolay yolu da bu: kulağın mı iş yaptı, yoksa sen mi?
Bir başka çift: “I listened, but I didn’t hear anything.” Yani kulak verdim ama bir şey duymadım. Mantıklı, çünkü gerçekten sessizlik olabilir. Tersi de olur: “I heard it, but I wasn’t listening.” Kulağıma geldi ama dikkat etmedim.
Sınavda ve derste karşına çıkan yer
Listening bölümlerinde çoğu öğrenci metni bir kez duyup anlamadığını düşünüyor. Oysa dinleme ayrı bir beceri. İlk dinlemede ana konuyu yakala, ikincisinde ayrıntıya in. Bir cümlenin her kelimesini anlamak zorunda değilsin, “bunlar bir otel hakkında konuşuyor” bilgisi bile soruların yarısına yeter.
Günlük hayatta da aynısı geçerli. Bir yabancıyla konuşurken “Sorry, I didn’t hear that” demek ile “Sorry, I didn’t catch that” demek arasında küçük bir fark var. İlki sesin gelmediğini, ikincisi sesi duyduğunu ama anlamadığını söylüyor. İkincisi çoğu zaman daha doğru.
Kalıplaşmış kullanımlar
Birkaç ifadeyi olduğu gibi öğrenmen işe yarar. Hear from someone, birinden haber almak demek: I haven’t heard from Ali for a week. Hear about, bir şeyi dolaylı olarak öğrenmek: Did you hear about the exam? Listen up! ise “dikkat edin” anlamında bir uyarı.
Telefonda “I can’t hear you” sinyal zayıfsa hear ile söylenir. Karşındaki seni umursamıyorsa “You never listen to me” dersin.
Kısa alıştırma
Boşlukları hear ya da listen to ile doldur.
- I like to ___ jazz in the evening.
- Sorry, I didn’t ___ what you said.
- Please ___ the teacher carefully.
- Did you ___ that noise?
Cevaplar: 1. listen to 2. hear 3. listen to 4. hear. Üçüncüsünde teacher bir nesne olduğu için listen to gerekli. İlk cümlede de aynı sebep.
Bu ayrıma benzer karışan başka fiil çiftleri de var, mesela look, see ve watch farkı ve say, tell, speak ve talk farkı. İkisi de aynı mantıkla anlaşılıyor: biri çabasız, öbürü bilinçli.
Derste birlikte çalışalım
Bu tür küçük ayrımlar çoğu zaman kitaptan değil konuşurken oturuyor. Dersler yalnızca online, 60 dakika. 20 dakikalık ücretsiz ön görüşmede seviyene bakıp hangi konuların seni yavaşlattığını konuşuyoruz. WhatsApp’tan yazman ya da telefonla araman yeterli. Sındırgı merkezli ders programının genel çerçevesi için Sındırgı İngilizce özel ders sayfasına bakabilirsin.
