Restoranda İngilizce sipariş: masadan hesaba kadar her adım

Yayın:

Konuşma ve özgüven: Samet Teacher İngilizce öğrenme rehberi

Menü elinde, garson masanın başında, not defterini açmış bekliyor. Are you ready to order? Kafandaki cümle Türkçe: “Şundan bir tane alayım, bir de yanına salata olsun.” Sonra çevirmeye çalışıyorsun ve ağzından I want this çıkıyor. Yanlış değil, anlaşılıyor da; ama hem kısa kesilmiş hem de biraz sert. Restoranda İngilizce sipariş vermek aslında birkaç kalıba dayanıyor ve bu kalıpları öğrendiğinde yemek siparişi, yabancı bir ülkede yaşayabileceğin en rahat konuşmalardan biri hâline geliyor.

Bu rehberde restorandaki konuşmayı dört aşamaya ayırıyorum: masaya oturmak ve menü, sipariş ve özel istekler, bir sorun olduğunda şikâyet ve son olarak hesap.

1. Kapıda ve masada

Restorana girdiğinde genelde ilk soru gelir: Do you have a reservation? ya da How many people?

  • A table for two, please. (İki kişilik bir masa, lütfen.)
  • We don’t have a reservation. Is there a table available? (Rezervasyonumuz yok, boş masa var mı?)
  • Could we sit by the window? (Pencere kenarına oturabilir miyiz?)
  • Can I see the menu, please? (Menüyü görebilir miyim?)

Menüde bir şey anlamadığında sormaktan çekinme:

  • What’s this dish like? (Bu yemek nasıl bir şey?)
  • Is it spicy? (Acı mı?)
  • What do you recommend? (Ne önerirsiniz?)
  • Is there a vegetarian option? (Vejetaryen seçenek var mı?)

2. Sipariş: üç temel kalıp

Siparişte bu üç kalıbı öğrenmen çoğu zaman yeterli:

  1. I’d like the grilled chicken, please. (Izgara tavuk alayım, lütfen.)
  2. Could I have a glass of water? (Bir bardak su alabilir miyim?)
  3. I’ll have the soup to start, and then the pasta. (Başlangıç olarak çorba, sonra makarna alacağım.)

I’ll have kalıbı özellikle sipariş için çok doğal. Garson And for you? diye sorduğunda I’ll have the same, please (Ben de aynısından alayım) diyebilirsin.

Özel istekler

Yemeğin nasıl hazırlanmasını istediğini söylemek için:

  • Could I have it without onions? (Soğansız olabilir mi?)
  • Can I have the sauce on the side? (Sosu ayrı alabilir miyim?)
  • Medium, please. (Et için: orta pişmiş, lütfen.) Seçenekler: rare, medium, well done.
  • Could you make it less spicy? (Daha az acılı yapabilir misiniz?)

Sık yapılan hatalar

Yanlış Doğru Neden
I want a coffee. I’d like a coffee, please. want garsona karşı sert duyulur.
Give me the menu. Could I see the menu, please? Emir kipi yerine rica.
One water. A glass of water, please. Su sayılamaz; bardak ya da şişe ile ölçülür.
I am finish. I’m finished. ya da I’m done. Sıfat hâli gerekir.
Can I take the bill? Can I have the bill? Hesabı almak için have kullanılır.

Bu hataların hiçbiri iletişimi tamamen bozmaz; karşındaki kişi seni yine anlar. Hata yapma kaygısıyla hiç konuşmamak çok daha büyük bir engel. Bu konuyu İngilizce konuşurken hata yapmak yazısında ayrıca ele aldım.

3. Bir sorun olduğunda: kibar şikâyet

Yemek soğuk geldi, yanlış yemek geldi ya da çok uzun süre beklediniz. İngilizcede şikâyetin anahtarı yumuşatıcı ifadeler:

  • Excuse me, I’m sorry to bother you, but my soup is a bit cold. (Rahatsız ettiğim için kusura bakmayın ama çorbam biraz soğuk.)
  • I’m afraid this isn’t what I ordered. I asked for the fish. (Korkarım sipariş ettiğim bu değil, balık istemiştim.)
  • We’ve been waiting for quite a while. Could you check on our order? (Epeydir bekliyoruz, siparişimize bakabilir misiniz?)

I’m afraid burada korkmak anlamına gelmiyor; “maalesef” gibi, olumsuz bir şeyi nazikçe söylemeye yarıyor. a bit (biraz) ve quite (epey) de cümleyi sert olmaktan kurtarıyor.

4. Hesap ve bahşiş

  • Could we have the bill, please? (Hesabı alabilir miyiz?)
  • Can we pay separately? (Ayrı ayrı ödeyebilir miyiz?)
  • Do you take cards? (Kart geçiyor mu?)
  • Keep the change. (Üstü kalsın.)
  • Everything was delicious, thank you. (Her şey çok lezzetliydi, teşekkürler.)

Garson bazen How was everything? diye sorar. Bu, sohbet başlatmak için değil, kibarlık için sorulan bir soru; It was great, thanks! demek yeterli.

Kısa bir alıştırma

Aşağıdaki durumlar için birer cümle kur:

  1. İki arkadaşınla gittin, rezervasyonun yok.
  2. Salatanın domatessiz olmasını istiyorsun.
  3. Gelen içecek sipariş ettiğin değil.
  4. Hesabı ayrı ödemek istiyorsunuz.

Olası cevaplar: 1. A table for three, please. We don’t have a reservation. 2. Could I have the salad without tomatoes? 3. Excuse me, I’m afraid I ordered a lemonade, not a cola. 4. Could we pay separately, please?

Cümlelerini yüksek sesle söyle. Bir restoran sahnesini kafanda canlandırıp baştan sona oynamak, bu kalıpların gerçek anda aklına gelmesini sağlıyor. Seyahatteki benzer durumlar için otelde İngilizce rehberine de göz atabilirsin.

Derste nasıl çalışıyoruz?

Günlük konuşma derslerimde bu tür sahneleri rol oyunu olarak canlandırıyoruz: ben garson oluyorum, sen müşteri; sonra roller değişiyor. Her turdan sonra en önemli bir-iki düzeltmeyi yapıyor, aynı sahneyi yeniden oynuyoruz. Dersler yalnızca online ve 60 dakika. Böyle bir pratikle ilerlemek istersen 20 dakikalık ücretsiz ön görüşme için WhatsApp’tan yazabilirsin; seviyene birlikte göz atar, sana uygun bir düzen kurarız. Ders seçenekleri için Türkiye geneli online İngilizce özel ders sayfasına da bakabilirsin.

Ücretsiz 20 dakikalık ön görüşme

Seviyene birlikte bakalım, hedefini konuşalım ve sana uygun planı çıkaralım. WhatsApp'tan bir mesaj yeterli; aramayı tercih edersen telefonla da ulaşabilirsin.

Google'da yorum bırak · ders aldıysan iki cümle yeter.

Sık sorulanlar

Restoranda en kibar sipariş kalıbı hangisi?

*I’d like …* ve *Could I have …, please?* hem kibar hem de her restoranda doğal karşılanan iki kalıp. *I want …* dilbilgisi açısından yanlış değil, ama garsona söylendiğinde kaba ve emreder gibi duyulabiliyor.

Hesabı isterken check mi denir, bill mi?

İkisi de doğru; İngiltere’de genelde *bill*, Amerika’da *check* kullanılır. *Could we have the bill, please?* ya da *Can we get the check?* demek yeterli. Emin değilsen *Can we pay, please?* her yerde anlaşılır.

Yemekte bir sorun olduğunda nasıl kibarca söyleyebilirim?

Önce dikkat çek, sonra sorunu yumuşak bir dille anlat: *Excuse me, I’m sorry, but I think this isn’t what I ordered.* *I’m afraid* ve *I think* gibi ifadeler cümleyi yumuşatır, şikâyeti suçlama olmaktan çıkarır.

Alerjimi nasıl söylerim?

*I’m allergic to nuts. Does this dish contain any?* kalıbı işini görür. *Is there any … in this?* diye de sorabilirsin. Ciddi bir alerjin varsa siparişten önce söylemen ve garsonun anladığından emin olman önemli.

Konuşma ve özgüven: diğer yazılar

Samet Teacher, Aniba Digital altyapısını kullanmaktadır.