İngilizcede sen-siz ayrımı yok mu? Kibarlık başka yerde saklı
Yayın:
Türkçede bir kelimeyle mesafe ayarlarız. Öğretmenine “sen” demezsin, yakın arkadaşına da “siz” demek garip kaçar. İngilizceye geçince bu araç bir anda elimizden alınıyor: öğretmene de, arkadaşa da, bakana da, bebeğe de you. İlk bakışta İngilizce daha “kaba” ya da daha “eşit” bir dil gibi görünebilir. Oysa kibarlık İngilizcede kaybolmuyor; sadece zamirden alınıp başka yerlere dağıtılıyor: fiil seçimine, soru biçimine, hitap şekline ve küçük yumuşatıcı kelimelere. Bu rehberde Türkçedeki “siz” inceliğinin İngilizcede nerede saklandığını adım adım gösteriyorum.
Neden tek bir “you” var?
Kısa bir tarih: Eski İngilizcede tekil ve samimi thou ile çoğul ve saygılı you ayrımı vardı, tıpkı Türkçedeki sen-siz gibi. Zamanla you her durumda kullanılmaya başladı ve thou günlük dilden çekildi. Bugün thou yalnızca eski edebi metinlerde, bazı dini metinlerde ya da kalıplaşmış eski ifadelerde görülüyor.
Sonuç: Günümüz İngilizcesinde zamirle saygı gösterilmiyor. Bu yüzden Türkçe konuşan biri İngilizcede kibar olmak için başka araçlara ihtiyaç duyuyor. Bu fark, iki dil arasındaki temel ayrımlardan sadece biri; diğerlerini Türkçe ile İngilizcenin temel farkları yazısında topladım.
Araç 1: Soruyu yumuşatmak
Türkçede “Kapıyı açar mısınız?” derken “siz” ile kibarlaşıyoruz. İngilizcede aynı işi soru biçimi yapıyor. Aynı ricanın dört farklı versiyonu, en doğrudan olandan en kibar olana:
| Cümle | Ton | Türkçede yaklaşık hissi |
|---|---|---|
| Open the door. | Emir | Kapıyı aç. |
| Can you open the door? | Günlük, samimi | Kapıyı açar mısın? |
| Could you open the door, please? | Kibar | Kapıyı açar mısınız lütfen? |
| Would you mind opening the door? | Çok kibar | Kapıyı açmanızın bir sakıncası var mı? |
Gördüğün gibi Türkçedeki “sen”den “siz”e geçiş, İngilizcede can’den could’a, oradan would you mind’a geçişe karşılık geliyor.
Would you mind ile ilgili bir incelik: cevap mantığı ters. Would you mind opening the door? sorusuna “evet, açarım” demek için No, not at all ya da Of course not denir. Çünkü soru aslında “sakıncası var mı?” diye soruyor.
Araç 2: İstek bildirmek
“Bir kahve istiyorum” cümlesi Türkçede kafede gayet normal. İngilizcede I want a coffee ise çoğu zaman sert ya da çocukça duyulur.
- I want a coffee. → Doğrudan, hatta talepkâr.
- I’d like a coffee, please. → Kibar ve standart.
- Could I have a coffee, please? → Kibar ve çok yaygın.
- Can I get a coffee? → Özellikle Amerikan İngilizcesinde günlük ve samimi.
Kural olarak: yabancı biriyle, bir hizmet alırken ya da iş ortamında I want yerine I’d like ya da Could I…? kullan.
Araç 3: Hitap şekilleri
Türkçede “Ahmet Bey”, “Ayşe Hanım”, “Hocam” diyerek hem saygı hem mesafe kuruyoruz. İngilizcede bu işi unvan ve isim seçimi görüyor:
- Mr. + soyad: Mr. Brown (erkekler için)
- Ms. + soyad: Ms. Taylor (kadınlar için, medeni durumdan bağımsız, günümüzde en güvenli seçenek)
- Dr. / Professor + soyad: Akademik ya da tıbbi unvanlar
- İlk ad: Hi, John. Samimi ya da iş hayatında eşitler arasında
Türkçedeki bir yaygın hata: “Ahmet Bey”i Mr. Ahmet diye çevirmek. İngilizcede Mr. soyadla kullanılır. Karşındaki kişi seni ilk adıyla hitap etmeye davet ederse (Please, call me John) ilk adıyla devam etmek doğal. Unvanların ve hitapların ayrıntıları İngilizcede hitap şekilleri yazısında.
“Hocam” kelimesi de ayrı bir sorun: İngilizcede öğretmenine Teacher demek pek yaygın değil; Mr./Ms. + soyad ya da öğretmen izin verdiyse ilk adı kullanılıyor.
Araç 4: Yumuşatıcı kelimeler
İngilizce konuşanlar olumsuz bir şeyi söylerken ya da rica ederken araya küçük yumuşatıcılar ekler. Bunlar Türkçedeki “rica etsem”, “acaba”, “bir zahmet” gibi ifadelere karşılık gelir:
- just: Could you just check this for me? (Şuna bir bakıverir misiniz?)
- a bit / a little: I’m a bit busy right now. (“Meşgulüm” demekten daha yumuşak.)
- I’m afraid: I’m afraid I can’t come tomorrow. (Maalesef yarın gelemeyeceğim.)
- I was wondering if…: I was wondering if you could help me. (Acaba bana yardım edebilir misiniz diye düşünüyordum.)
- perhaps / maybe: Perhaps we could meet next week?
I was wondering if kalıbı, özellikle yazılı iletişimde ve yetkili birinden bir şey isterken çok değerli. Geçmiş zaman kullanılsa da anlamı şimdiki: bu, ricayı daha dolaylı ve kibar hale getiren bir inceliktir.
Araç 5: Teşekkür ve cevap
Kibarlık sadece istemekte değil, karşılık vermekte de görünür. Thank you yerine duruma göre Thanks a lot, I really appreciate it, That’s very kind of you diyebilirsin. Teşekküre verilen cevabın da tonları var: No problem samimi, You’re welcome standart, My pleasure daha zarif. Bu konuyu teşekküre İngilizce cevap vermek yazısında ayrıntılı işledim.
Kısa alıştırma
Aşağıdaki cümleleri daha kibar hale getir:
- Give me the menu.
- I want to speak to the manager.
- Help me with this form.
- I can’t come to the meeting.
Örnek cevaplar:
- Could I have the menu, please?
- I’d like to speak to the manager, please.
- Would you mind helping me with this form? ya da I was wondering if you could help me with this form.
- I’m afraid I won’t be able to come to the meeting.
Pratiğe dökmek
Bu araçları bilmek bir şey, konuşurken refleks olarak kullanmak başka. Derslerde bu kibarlık düzeylerini canlandırmalarla çalışıyoruz: kafede sipariş, bir yetkiliden bilgi isteme, iş arkadaşından yardım rica etme gibi. Aynı ricayı farklı tonlarda söyleyerek hangisinin hangi durumda uygun olduğunu hissetmeye başlıyorsun.
İngilizce konuşurken kaba ya da tuhaf duyulmaktan çekiniyorsan WhatsApp’tan yaz ya da ara. Ücretsiz 20 dakikalık ön görüşmede seviyene ve hedefine bakar, sana uygun bir plan çıkarırız.
